Avukatlık mevzuatı tıpkı Faaliyet ve Uzmanlık Alanları bağlantısında bahseylediğimiz üzere, avukatların hangi kişi veya şirketlerin avukatlığını veya hukuk müşavirliğini yaptığını açıklamasını engellemiştir.
Pazarbaşı Hukuk Bürosu da Avukatlık Meslek Kurallarına uygun olmayan referans bildirme çabasına girmeyecek olup, işbu referanslar kısmına hukuk müşavirliğini veya avukatlık hizmeti verdiğimiz her hangi bir kişi veya şirketin adı işbu yasal ve etik nedenlerle yazılmayacaktır.
Avukatlık mevzuatımıza göre; Avukatların reklam yapması mümkün olmayıp, avukatlar mesleki faaliyetlerini icra ederken reklam niteliği taşıyabilecek her türlü davranıştan kaçınmalıdırlar.
Bu itibarla avukatların yer veya hukuki bilgi açısından faaliyet alanlarını deklare etmeleri Avukatlık mevzuatına göre mümkün değildir.
Avukatlar Reklam Yasağı Yönetmeliği’ne uygun davranmak zorunda olup, web sitelerinde veya kartvizitlerinde … davaları şeklinde çalışma ve uzmanlık alanı belirtemezler.
Bu gerekçeler ile bir avukatlık bürosu web sitesine uzmanlık alanlarını yazmak veya hangi illerde hizmet verebileceğini yazmak, hangi ülkelerde hangi hukuk büroları ile bağlantıda olduğunu yazmak mevzuatımıza göre mümkün olmadığından ve müvekkilerimizce maruf faaliyet alanlarımızı sınırlandırmamak için web sitemizde bu konuda bir açıklama yapmamayı uygun ve yasal buluyoruz.
Pazarbaşı Hukuk Bürosunun kurucusu olan Av.Mehmet Sait Pazarbaşı 1967 yılında İnan iş hanı, Kat.3, Daire:307 Cağaloğlu-İstanbul adresindeki yazıhane ile avukatlık mesleğine adım atarak büromuzun temellerini atmıştır.
Kurumsal bir aile şirketi olarak nitelendirebileceğimiz büromuza 1989 yılında Av.Feyz Pazarbaşı’nın katılımı ile Av.Mehmet Sait Pazarbaşı ve Av.İbrahim Özdemir(1) ile birlikte yürütülen büro faaliyetlerine, 1991 yılında Av.Fatoş Berna Pazarbaşı’nın da katılımını müteakiben ve Av.Osman Yıldız’ın (2) da katılımı ile kurumsal bir kimliğe haiz olmuştur.
1994 yılında yazıhane tarzı küçük ofis, çevrede donanım ve özellik açısından yeterli büro katı bulamadığından, şu anda bulunduğu Osmanbey-Şişli’deki büro edinilmiş, bir çok meslektaşın da iştirak ettiği avukatlık bürosu faaliyetine devam etmiştir. Pazarbaşı avukatlık bürosu halen bu adreste hukuki faaliyetlerini gururla sürdürmektedir.
Adres bilgileri, büro krokisi ve telefonlar için : İletişim bilgileri linkine tıklayınız.
(1) Av.İbrahim Özdemir şu anda Çorum Barosu’na bağlı serbest avukattır.
(2) Av.Osman Yıldız şu anda İstanbul Barosu’na bağlı serbest avukattır.
Aile içi şiddet özetle; Bir kişinin eşine, çocuklarına, yakın akrabalarına karşı fiziki kaba kuvvet uygulamak, ruh sağlığını etkileyecek biçimde sözlü ve bedeni şiddet uygulamak, ekonomik ve sosyal özgürlüklerini kısıtlamak veya engellemek, aile bireylerini ihmal etmek ve ihtiyaçlarını karşılamamak olarak tanımlanabilir.
Toplumumuzda aile içi şiddet denildiğinde ilk akla gelen genelde koca tarafından, eşine ve çocuklarına yönelik şiddet gelmekte ise de Aile içi şiddetin mağdurları; Eşlerden kadın veya erkek, çocuklar, yaşlılar, nişanlılar, bakıma muhtaç olan engelliler olabilir.
Halen tüm dünyada varolan Aile içi şiddet farklı çeşitleri ile karşımıza çıkmaktadır. Şiddet uygulama
1- Fiziksel Şiddet: Tokat atma, sarsma, hırpalama, dövme, sopa vs. cisimler ile vurma, kesici aletlerle yaralama veya tehdit etme, ateşli silahlar ile tehdit, zorla evlendirme, cinsel ilişkiye zorlama , ırza geçme, eve hapsetme ve hatta öldürme şeklindedir.
2- Duygusal şiddet: Aile fertlerine karşı bağırma, başkalarına karşı küçük düşürme, gurur zedeleyici sözler söyleme, küfretme, her türlü tehdit, herhangi bir davranış tarzına zorlama, sosyal iletişim kurmalarını önleme gibi fiziksel baskı kullanmadan kişiye manevi ve psikolojik baskı uygulama ise duygusal şiddet uygulama kapsamındadır.
3- Ekonomik şiddet: Ekonomik imkanların kısıtlanması, çalışma özgürlüğünün kısıtlanması, malvarlığına el koyma, malların rıza dışında kullanılması veya zorla çalıştırma şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Aile içi şiddetin nedenleri ise toplumdan topluma değişmekle beraber, genel olarak karşımıza aile fertleri arasındaki geçimsizlik, aile fertlerinin sorumluluklarını yerine getirmemesi, fiziksel veya psikolojik rahatsızlıklar, kişilik bozuklukları, ekonomik sorunlar, aldatma, alkol ve uyuşturucu madde gibi bağımlılığı, sosyal ve kültürel aykırılıklar, örf ve adet farklılıkları, işsizlik, ekonomik krizler gibi sosyo ekonomik nedenler olarak sayılabilmektedir.
Aile içi şiddet hakkında yasal durum ve koruma:
Aile içi şiddete maruz kalanlar için 1998 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan Ailenin Korunmasına Dair 4230 sayılı kanun aile içi şiddetin cezalandırılması ve ailenin korunması için çeşitli düzenlemeler ve müeyyideler öngörmüştür.
AİLENİN KORUNMASINA DAİR KANUN
Kanun Numarası : 4320
Kabul Tarihi : 14/1/1998
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 17/1/1998, Sayısı: 23233
Yayımlandığı Düstur : Tertip: 5, Sayfa :
Madde 1 – Türk Kanunu Medenisinde öngörülen tedbirlerden ayrı olarak,
eşlerden birinin veya çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile
bireylerinden birinin aile içi şiddete maruz kaldığını kendilerinin veya Cum-
huriyet Başsavcılığının bildirmesi halinde, Sulh Hukuk Hakimi re’sen meselenin mahiyetini gözönünde bulundurarak aşağıda sayılan tedbirlerden bir ya da bir kaçına birlikte veya uygun göreceği benzeri başkaca tedbirlere de hükmedebilir:
Kusurlu eşin;
a) Diğer eşe veya çocuklara veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile birey-
lerine karşı şiddete veya korkuya yönelik davranışlarda bulunmaması,
b) Müşterek evden uzaklaştırılarak bu evin diğer eşe ve varsa çocuklara
tahsisi ile diğer eş ve çocukların oturmakta olduğu eve veya iş yerlerine yaklaşmaması,
c) Diğer eşin, çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile birey-
lerinin eşyalarına zarar vermemesi,
d) Diğer eşi, çocukları veya aynı çatı oltında yaşan aile bireylerini ile-
tişim vasıtalarıyla rahatsız etmemesi,
e) Varsa silah ve benzeri araçlarını zabıtaya teslim etmesi,
f) Alkollü veya uyuşturucu herhangi bir madde kullanılmış olarak ortak
konuta gelmemesi veya ortak konutta bu maddeleri kullanmaması.
Yukarıdaki hükümlerin tatbiki maksadıyla öngörülen süre altı ayı geçemez ve kararda hükmolunan tedbirlere aykırı davranılması halinde tutuklanacağı ve hürriyeti cezaya hükmedileceği hususu kusurlu eşe ihtar olunur.
Hakim bu konuda mağdurların yaşam düzeylerini gözönünde bulundurarak tedbir nafakasına hükmeder.
Birinci fıkra hükmüne göre yapılan başvurular harca tabi değildir.
Madde 2 - Koruma kararının bir örneği mahkemece Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi olunur. Cumhuriyet Başsavcılığı koruma kararının uygulanmasını zabıta marifetiyle izler.
Koruma kararına uyulmaması halinde zabıta, mağdurların şikayet dilekçesi
vermesine gerek kalmadan re’sen soruşturma yaparak evrakı en kısa zamanda Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirir.
Cumhuriyet başsavcılığı koruma kararına uymayan eş hakkında Sulh Ceza
Mahkemesinde kamu davası açar. Bu davanın duruşması yer ve zaman kaybına bakılmaksızın 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu hükümlerine göre yapılır.
Fiili başka bir suç oluştursa bile, koruma kararına aykırı davranan eşe ay-
rıca üç aydan altı aya kadar hapis cezası hükmolunur.
Madde 3 - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 4 - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
TBMM Adalet Komisyonu, 649 maddelik Türk Borçlar Kanunu Tasarısının 68 maddesini daha kabul ederek, 281. maddeye geldi.
TBMM Adalet Komisyonu, 649 maddelik Türk Borçlar Kanunu Tasarısının 68 maddesini daha kabul ederek, 281. maddeye geldi. Kurban Bayramı öncesi ara verdiği çalışmalarına, bugün, tasarının 213. maddesinden başlayan Adalet Komisyonu, tasarının, ”taşınır satışı”, ”taşınmaz satışı”, ”bazı satış türlerine” ilişkin hükümlerini içeren 281. maddeye kadar olan bölümünü kabul etti.
Kabul edilen bölüme göre, satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması nedeniyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen, niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu tutulacak.
Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile bunlardan sorumlu olacak. Satıcı satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurluysa, ayıptan sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma, hükümsüz sayılacak. Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu olmayacak. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olacak.
Alıcı, devraldığı satılanda, satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde satıcıya bildirecek. Alıcı, bunu ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılacak.
Alıcı, satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hallerde; satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönebilecek. Alıcı, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteyebilecek, aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını veya satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteyebilecek.
Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek, seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilecek. Alıcı, sözleşmeden dönme hakkını kullanırsa, hakim, durum bunu haklı göstermiyorsa satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilecek.
Satılanın değerindeki eksiklik, satış bedeline çok yakınsa alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilecek. Satış sözleşmesinden dönen alıcı, satıcıdan; ödediği satış bedelinin faiziyle birlikte geri verilmesini, yargılama giderleriyle satılan için yaptığı giderlerin ödenmesini, ayıplı maldan doğan doğrudan zararının giderilmesini isteyebilecek.
Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının diğer zararlarını da giderecek.
Satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak 2 yıl geçmekle zaman aşımına
uğrayacak. Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurluysa 2 yıllık zaman aşımı süresinden yararlanamayacak.
-TAŞINMAZ SATIŞI-
Taşınmaz satışı sözleşmeleri, resmi şekilde düzenlenecek. Taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım sözleşmeleri, resmi şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmayacak. Önalım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlı olacak.
Önalım, geri alım ve alım hakları, en çok 10 yıllık süre için kararlaştırılabilecek ve kanunlarda belirlenen süreyle tapu siciline şerh edilebilecek.
Aksine anlaşma olmadıkça, sözleşmeden doğan ön alım, alım ve geri alım hakları devredilemeyecek, ancak miras yoluyla geçecek.
-ÖN ALIM HAKKI-
Ön alım hakkı, taşınmazın satışı ya da ekonomik bakımdan satışa eşdeğer her türlü işlemin yapılması durumunda kullanılabilecek. Satıcı veya alıcı, satış sözleşmesinin yapıldığını ve içeriğini; ön alım hakkı sahibine noter aracılığıyla bildirecek.
Sözleşmeden doğan ön alım hakkını kullanmak isteyen hak sahibi, bu hak şerh edilmiş ve taşınmazın mülkiyeti alıcı adına tescil edilmişse alıcıya; aksi takdirde satıcıya karşı, satışın veya ekonomik bakımdan satışa eşdeğer başka bir işlemin kendisine bildirildiği tarihten başlayarak 3 ay ve her halde satışın yapılmasından başlayarak 2 yıl içinde dava açabilecek.
-AYIPLI YAPIDA ZAMANAŞIMI-
Aksine sözleşme olmadıkça, satılan taşınmaz, satış sözleşmesinde yazılı yüzölçümü tutarını kapsamıyorsa satıcı, eksiği için alıcıya tazminat ödemekle yükümlü olacak. Bir yapının ayıplı olmasından doğan davalar, mülkiyetin geçmesinden başlayarak 5 yılın, satıcının ağır kusuru varsa 20 yılın geçmesiyle zaman aşımına uğrayacak.
-TAKSİTLE SATIŞLAR-
Taksitle satış sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olamayacak. Malın, satıcının ticari faaliyeti kapsamında satılması halinde taksitle satış sözleşmesinde, ”alıcının 7 gün içinde sözleşme yapılması konusundaki irade açıklamasını geri alma hakkı, temerrüt veya vadenin ertelenmesi durumunda, yasal faiz oranının yüzde 30 fazlasını geçmemek üzere ödenecek faiz” de belirtilecek.
Taksitle satış sözleşmesi, satıcı bakımından sözleşmenin kurulduğu anda, alıcı açısından ise sözleşmenin bir nüshasının eline geçmesinden 7 gün sonra hüküm doğurmaya başlayacak. Alıcı, peşin satış bedelinin en az 10′da 1′ini en geç teslim anında peşin olarak, satış bedelinin geri kalan kısmını da sözleşmeyi izleyen 3 yıl içinde
ödeyecek. Bakanlar Kurulu, satılanın türüne göre peşinat miktarı ile yasal ödeme sürelerini yarıya kadar indirebileceği gibi, 2 katına kadar çıkartabilecek.
Taksit borcu kambiyo senedine bağlanmamışsa, alıcı, satış bedelinin kalan kısmını bir defada ödeyebilecek. Bu durumda, peşin satış bedeline ilave edilen bedelin ödenmemiş taksitlere isabet eden kısmı, yarısından az olmamak üzere ödeme süresinin kısaltılmasına uygun olarak indirilebilecek.
Satıcı, alıcının peşinatı ödemede temerrüte düşmesi halinde, sadece peşinatı isteyebilecek veya sözleşmeden dönebilecek. Alıcının taksitleri ödemede temerrüte düşmesi halinde ise satıcı, hemen ödenmesi gereken taksitlerin veya geri kalan satış bedelinin tamamının bir defada ödenmesini talep edebilecek veya sözleşmeden vazgeçebilecek.
-HAKİMİN SÖZLEŞMEYE MÜDAHALESİ-
Hakim, temerrüte düşen alıcının borçlarını ödeyeceği güvencesi vermesi ve satıcının da bu yeni düzenleme dolayısıyla herhangi bir zararının söz konusu olmaması koşuluyla, alıcıya ödeme kolaylıkları sağlayabilecek ve satıcının satılanı geri almasını yasaklayabilecek.
Taksitle satışa ilişkin hükümler, aynı ekonomik amaçla yapılan işlemlere de uygulanacak. Kira-satış vaadi, kira-alım ve kira-bağışlama şeklinde yapılan birleşik sözleşmelerde de taksitle satış hükümleri geçerli olacak.
-ÖN ÖDEMELİ TAKSİTLE SATIŞ-
Alıcının taşınır bir malın satış bedelini önceden kısım kısım ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen ödenmesinden sonra satılanı alıcıya devretmeyi üstlendikleri ön ödemeli taksitle satış sözleşmesi de yazılı yapılacak.
Sözleşmede, ”taksitleri kabule yetkili banka” belirtilecek. Banka, her iki tarafın çıkarlarını gözetecek. Alıcı bir veya daha çok ön ödemede temerrüte düşerse, satıcı, ancak vadesi gelmiş olan ödemeleri isteyebilecek.
-HAKİME MÜDAHALE YETKİSİ TARTIŞMA YARATTI-
Taksitle satışta alıcının temerrüte düşmesi durumunda hakimin müdahalesini düzenleyen tasarının 260. maddesi, komisyonda tartışmaya neden oldu.
Düzenlemeye karşı olduğunu ifade eden Komisyon Başkanı, AK Parti Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya, maddeyi, ”tam bir sosyalist devlet anlayışı” diye değerlendirdi. İyimaya, ”Hakim niye müdahale edecek? Türk hukukuna çok sübjektif bir norm geliyor. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, buna karşı. Ayrıca Anayasanın sözleşme hürriyetini düzenleyen 48′inci maddesine de aykırı” diye konuştu.
CHP Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe, maddeyi, ”tüketicinin sigortalarından biri” diye niteleyerek, tasarıda kalmasını istedi.
Bazı komisyon üyeleri, ”taksitle ceket, pantolon, gömlek, kazak satışından kaynaklanan sözleşmelerde hakime müdahale yetkisinin, hem yargının iş yükünü artıracağını hem de sözleşme serbestliğine aykırı olacağını” ileri
sürdüler.
Komisyon, çalışmalarına aralıksız olarak devam edecek.
NOT: Yeni Borçlar kanunu 25.12.2008 tarihinde kabul edildi. Kanunun tam metni: Yeni Borçlar Kanunu
| Boşanma Davası ve Boşanma Davalarına esas Boşanma Nedenleri : |
Boşanma Nedenleri :
1-Zina nedenine dayalı boşanma
a- Evli olmak
b- Cinsel ilişki,
c- Kusurlu olmak,
2-Cana Kast ve Pek Fena Muamele
3-Cürüm ve haysiyetsizlik nedeniyle boşanma
a-Yüz Kızartıcı bir suçun işlenmesi
b-Haysiyetsiz hayat sürmek
4-Akıl Hastalığına dayalı boşanma
a) Eşlerden birisinin evlendikten sonra akıl hastası olması ve Uzman doktor raporuna göre belirlenmesi
b) Hastalığın tedavisinin mümkün olmaması
c) Hastalığın en az 3 yıl sürmesi
d) Akıl hastalığı yüzünden evliliğin diğer eş yönünden çekilmez bir hal alması gerekir.
5-Terk nedenine dayalı boşanma (Medeni Kanun madde 164)
Medeni Kanun Madde 164.- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır.Ancak boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.
6- Şiddetli Geçimsizlik nedenine dayalı boşanma davaları(MK 166)
VI. Evlilik birliğinin sarsılması
Medeni Kanun Madde 166.- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.
Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.
Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.
a)MK – 166/1
b)MK -166/2
c)MK – 166/3 (Anlaşmalı Boşanma)
d)MK – 166/ SON
Veraset ve Miras hukuku davaları hakkında kısa bilgiler;
Miras ve veraset hukuku ile ilgili mevzuat, içtihatlar, miras hukuku makaleleri ve bilimsel incelemelere aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
(*) İstanbul Barosu en az avukatlık ücretlerine dair tarife Pazarbaşı Hukuk Bürosu ve Avukatları için de cari olup, listedeki ücretlerin altında kalmamak kaydı ile dava veya hukuki danışmanın niteliğine göre avukatlık ücretini takdir etme hakkını saklı tutar. |
(**) Yukarıda listelenmiş bulunan avukatlık ücretlerine KDV dahil değildir.

Konular
Etiketler
Blog RSS
Yorum RSS

Void « Default
Life
Earth
Wind
Water
Fire
Light 